24 Aralık 2018
Üsküdar
Sevgili Feride,
Ben, Üsküdar Amerikan Lisesi Hazırlık C sınıfından Nehir Baktıaya. Nasılsın? Umarım iyisindir. Sana olan bu mektubumu, seni, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu kitabından tanıdığım kadarıyla yazıyorum. Bu mektubu sana yazmaktaki amacım, hayatının bildiğim kesitlerindeki davranışların ve hareketlerin hakkında düşündüklerimi ve duygularımı anlatmak.
Okuduğum kadarıyla sen, yaşadığın dönemin kadınlarından bir hayli farklısın ve bence bu farklılık seni sen yapan en önemli nokta. Seni sen yapan derken senin yaşam dolu, hareketli, uyanık, ve serbest ruhlu bir genç kız olmandan bahsediyorum. Senin günlüğünü okumayı herhangi başka bir genç kızın günlüğünü okumaktan ayıran, daha zevkli ve sürükleyici yapan da bu. Her ne kadar senin güçlü ve azimli biri olduğunu düşünsem de bazı hareketlerine eleştiri yapmadan edemeyeceğim.
Senin hayatını en çok zorlaştıran davranışının duygularını saklamaya çalışman olduğunu düşünüyorum. Biliyorum ki sen her ne söylemek ya da yapmak istesen tam tersi bir harekette bulunursun. Her ne kadar içten içe, “Gitme!” demek istesen bile, gıkını çıkarmazsın. Fakat neden böyle yaptığını bir türlü anlamış değilim. Neden Kâmran’ı sevsen de bunu kabul etmezsin ki? Tahminimce bu, senin sevme kavramına olan bakış açından kaynaklanıyor. Küçük yaşta annesini kaybeden, sevdiği insanlardan ayrılmak zorunda kalan -Fatma ve Hüseyin-, ve ileriki yıllarda da babasını kaybeden biri olarak sevmeye karşı temkinli davranman, belki de bunu açıklayabilir. Fakat, ben olsam kesinlikle “Sakın! Gitme!” derdim.

Kâmran’ın “Sarı Çiçek” mevzusunu öğrendikten sonra verdiğin tepki beni bir hayli hayrete düşürdü. Aldatıldığını öğrendikten sonra Kâmran ile ilişkini bitirmen tabii ki de tam olarak senden vermeni beklediğim tepkiydi fakat yüz yüze tek bir kelime etmeden öylece çekip gitmeni beklemiyordum. Senden beklediğim her zaman yaptığın gibi kendince intikam almandı. “Neden Kâmran’la konuşmadan gittin?” diye sorsalar eminim ki “Kâmran ile evlenmek istemiyordum, üstelik beni aldattığını da öğrenince daha fazla katlanamadım.” derdin ama ben bu kaçışının sebebinin onu sevmemen ile ilgili olmadığını biliyorum. Ben seni az da olsa tanıyabildiysem sen, sırf Kâmran senin ne kadar etkilendiğini ve üzüldüğünü görmesin diye onun yanına gitmedin. Senin yerinde ben de olsam kesinlikle Kâmran’la bir saniye daha bile nişanlı kalmazdım ama Kâmran ile vedalaşmadan ayrılmanın daha sonradan içinde bir ukte kaldığını bildiğimden, her ne kadar duygularını belli etmiş olacak olsan da gidip ona son birkaç söz söylemen seni çok rahatlatırdı diye düşünüyorum.
Kamran’la ilişkini geride bırakıp yeni ve Kâmran’dan uzak bir yaşama başlamak… Senin hayalindeki buydu ama Kâmran’dan kaçacağım diye aileni, annen yerine koyduğun teyzeni geride bıraktın ve tereddüt bile etmeden hiç bilmediğin bir memlekete gittin. Ben olsam ailemi asla terk etmezdim ama seni takdir ediyorum doğrusu. Bu yaptığın gerçekten cesaret ister. Gencecik yaşında, Anadolu’nun unutulmuş bir köşesine gidip tek başına yaşamak için, değil mücadele etmek, tek bir adım atmak bile bu kadar yürek isterken sen hayatında duymadığın yerlere koşar adımlarla gittin. Özellikle dönemindeki yaygın görüşe bakınca bu yaptığın, bende bir hayranlık uyandırmadı değil. Fakat sorarım sana, ailenden ayrı kaldıkça bu cesaretin anlamı nedir ki?

(FERİDE’NİN EVİ)
Bu mektubumun sonuna gelirken sana söylemek istediğim son şey, o küçük kıza, Munise’ye annelik etmenin çok güzel bir fikir olduğu. Munise’ye annelik etmenin hem sana hem de o küçük kıza çok iyi geldiğini düşünüyorum. Munise öldüğünde çok üzülmüş olsan da beraber geçirdiğiniz vakit senin çok uzun bir süre olmasa da yalnızlık hissetmemene yardım etmiş olmalı.
Bu mektubumda zaman zaman seni haksız bulsam da bilmeni isterim ki sen çok güçlü bir kadınsın ve verdiğin kararlar da bunun bir kanıtı.
Sevgilerimle,
Nehir
https://tr.redsearch.org/images/6383409
http://www.biyologlar.com/regulus-regulus-calikusu