(Çalıkuşu’nun önceki bölümlerinde):

Feride Fransız lisesine giden, afacan ve çok hareketli olmasıyla döneminin kadınlarından ayrılan ve ailesinin ölümü üzerine teyzesiyle ve kuzenleriyle bir konakta yaşayan bir kızdır. Kuzeni Kâmran’a karşı beslediği duyguları kabul etmese de evlenmeye razı olur. Kâmran’ın onu aldattığını öğrenmesi üzerine Anadolu’ya kaçar ve orada öğretmen olmaya karar verir. Yaşadığı birçok zorluğa rağmen Zeyniler adlı bir köye yerleşir ve orada Munise diye bir kıza annelik etmeye başlar. Savaşın yarattığı yıkımla çalıştığı okul, hastaneye dönüşür ve bir doktor için hemşirelik etmeye başlar. Arasında baba kız ilişkisi gibi bir ilişki bulunan bu adamla aralarında bir aşk ilişkisi olduğuna dair dedikodular çıkınca doktor, Feride’ye evlilik teklif eder ve Feride de kabul eder. Aralarında hiç bir zaman karı koca ilişkisi olmaz.

5.(SON) BÖLÜM

Hayrullah Bey’in vefatından sonra koskoca evde bir başıma kaldım. Akşam üzeri çalışanlar gittikten sonra sessizlik insanı rahatsız edecek derecede fazla oluyor. Bazı geceler yatağımdan kalkıp ahıra gidiyor, hayvanlarla oynuyor, onların sesiyle daha rahat hissediyorum.

Aslına bakarsanız bu çiftliği satıp öğretmenliğe geri dönmeyi düşünüyorum. Her ne kadar bu çiftkik bana Hayrullah Bey’den kalan değerli bir anı olsa da, bu evde kalmak beni artık fazlasıyla  bedbaht ediyor.

Yine bir akşam, akşam yemeğimi bir başıma yedikten sonra büyük salonda kitap okuyordum. Bu sefer sessiz değildi ortam. Birkaç gündür dışarıda, uzun zamandan beri gördüğüm en büyük ve uzun süren fırtına vardı. Normalde sevmem fırtınayı, korkutur beni. Ama bu defa en yakın dostum oluvermişti.

Zannederim ki uzun bir süre kitap okuduktan sonra, uzandığım kanepeden kalktım. Kitap okumak, her zamanki gibi uykumu getirmişti. Ayaklarımı terliğime geçirip uykulu uykulu yatağıma giderken kapı çalındı. Uykumun derinliğimden olacak uzun süre kapıyı açmayı akıl edemedim. Sonunda kapıyı açtım ve  karşımda kimi göreyim!

Uykumun açılması için saatler gereken yerde birden gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Gözlerim açılmıştı açılmasına ama ağzımı açıp tek kelime edemedim. Ne diyecektim? Ne yapacaktım? Bunca zamandan sonra karşıma çıkan bu çıyana ne laf söyleyebilirdim ki?

Benim aklımda bu sorular dönerken onun suratına küçük bir tebessüm yerleşti. Bu tebessüm beni öylesine rahatsız etmişti ki, kapıyı suratına çarpıp odama doğru, ağlayarak koşmaya başladım.

Tam odamın zemininde, ellerimle bacaklarımı kenetlemiş ve geçirdiğim şokun da etkisiyle ağlarken gürültülü bir kırılma sesi duydum. Kapı!

Merdivenlerden gelen her  ayak sesi kalp atışlarımı hızlandırıyordu. Sonunda ayak sesleri kesildi. Kâmran yatak odamın kapısının önünde bekliyor olmalıydı.

  • Feride, konuşabilir miyiz? diye sordu.

Kâmran’ın sesinin bu kadar yumuşak olduğunu unutmuştum.

  • Git başımdan! diye bağırdım, sanki ben deyince Kâmran da gidecekmiş gibi.
  • Seni bulmak ne kadar zor oldu bir bilsen Feride, şimdi de seni bırakıp gitmeyeceğim.

Kâmran’ın söylediği, her nasılsa beni kapıyı açmama inadımdan vazgeçirdi. Oturduğum yerden kalktım, yavaş adımlarla kapıya gidip kapıyı açtım. Onu görünce hissettiğim bütün nefreti kusmayı bekliyordum ama  bunca zamanın ardından onu öyle, karşımda dikilirken görünce… ona sarıldım.

Kim bilebilirdi koskoca Çalıkuşu’nun bile isteye Kâmran’a sarılacağını. Ama içimden bağırıp çağırmak yerine sadece ona sarılmak geliyordu. Kâmran ise şaşkınlık içindeydi. Omzuma düşen bir damla gözyaşından anlamıştım ki ona sarılmam, onu fevkalade mutlu etmişti.

O gece Kâmran’la beraber, Anadolu’nun şirin bir köyüne yerleşmeye ve beraber yeni bir hayata başlamaya karar verdik. Ben öğretmenlik yapacaktım, o da kendi işleriyle uğraşacaktı. Ertesi sabah bir elimde bavulum, diğer elimde Kâmran’ın eli, bu çiftliği bırakıp giderken Kâmran’la geçireceğimiz güzel günlerimizi düşledim.

Görsel Kaynakçaları:

https://www.bursatatil.com/mutlaka-gormeniz-gereken-10-bursa-koyu/zeyniler-koyu/

https://www.pinterest.com/pin/393853929888038257